Balık Yağı mı (Trigliserit) yoksa Krill Yağı mı (Fosfolipid)?

Omega-3 almak için avuç dolusu paralar döküp balık yağı mı alıyorsunuz? Peki ya o hapların içindeki balık yağının vücudunuz tarafından tam olarak kullanılamadığını söylesem? Karşınızda balık yağının tahtını sarsan yeni mucize: Krill Yağı!


Balık yağı yıllardır Omega-3’ün (EPA ve DHA) tartışmasız kralıydı. Ancak Antarktika sularından elde edilen “Krill Yağı” üzerine yapılan son klinik araştırmalar, oyunun kurallarını tamamen değiştirdi!

Peki Krill yağını balık yağından üstün kılan o devasa fark ne? Olay tamamen “Taşıyıcı Sistem” ile ilgili!

  • Birinci Neden: Emelim (Biyoyararlanım) Mucizesi! Balık yağındaki Omega-3, “trigliserit” formundadır ve vücudun bunu emebilmesi için safra asitleriyle parçalaması gerekir; yani emilim zordur. Krill yağında ise Omega-3, insan hücresinin yapı taşı olan “fosfolipid” formundadır. Bu sayede vücut onu parçalamaya gerek duymadan doğrudan hücre zarına entegre eder!
  • İkinci Neden: Doğal Antioksidan (Astaksantin)! Balık yağları rafta beklerken oksitlenip (bozulup) faydasını yitirebilir. Ancak Krill yağı, doğadaki en güçlü antioksidanlardan biri olan “Astaksantin”i doğal olarak içerir. Bu ona o meşhur kırmızı rengini verirken, aynı zamanda Omega-3’ün oksitlenmesini engeller.
  • Üçüncü Neden: Kalp ve Beyin Dostu! Klinik çalışmalar, krill yağının kötü kolesterolü düşürmede ve kalp-damar hastalıkları risk belirteçlerini iyileştirmede balık yağından çok daha verimli olduğunu gösteriyor. Üstelik PMS (Adet Öncesi Sendromu) semptomlarını hafifletmede de çok daha başarılı.

Özetle; daha düşük dozlarda bile hücreye doğrudan nüfuz eden bir Omega-3 arıyorsanız, tercihiniz kesinlikle “Kırmızı Yağ” yani Krill Yağı olmalı! Sizin favoriniz hangisi? Yorumlara bekliyorum!

Kaynakça:

  • doi:10.3390/md19060306
  • doi:10.1039/c9ra06238f
  • doi:10.1111/1750-3841.17508
  • doi:10.1002/ejlt.201400280
  • doi:10.1007/s11745-010-3496-y
  • doi:10.1002/lite.201400027
  • doi:10.3390/ijms26157360
  • doi:10.1002/ejlt.201800446
  • doi:10.1002/aocs.12129
  • doi:10.1002/fsn3.914
  • doi:10.3390/foods11192998
  • doi:10.1002/ejlt.201800144
  • doi:10.1111/1541-4337.12427
  • doi:10.1111/jfpp.12709
  • doi:10.1002/jctb.7101
  • doi:10.1002/elsc.202000098
  • doi:10.3390/ani14223313
  • doi:10.3989/gya.0104221
  • doi:10.1111/1541-4337.13332
  • doi:10.1002/fsn3.1017
  • doi:10.31557/apjcp.2019.20.5.1321

Yazar: Müge BOLATKALE

Ben Müge Bolatkale. 2022 yılında Moleküler Biyoloji ve Genetik bölümünden mezun oldum. Mezuniyetimden beri aktif olarak İstanbul Genetik Grubu’nda moleküler biyolog olarak sahada görev yapıyorum. Genetikçe ekibinin kuruluşundan bu yana hem yazar hem de editör olarak bilimsel içerik üretimine katkı sağlıyorum.

Buna da Göz At

İlaç Toleransı: Genetik mi, Beynin Öğrenme Süreci mi?

Bazı ilaçlar, ilk kullanıldığında oldukça etkili olabilir. Ancak zamanla aynı dozda alındığında etkileri azalmaya başlar. …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir